Vakfın talepleri arasında, Aleviliğe hukuksal statü tanınması, cemevlerinin ibadethane (mabed) olarak tanınması, cemevi inşasına imkan tanınması, cemevlerinin işleyişi için kamusal fon öngörülmesi ve Alevi dedelerine devlet memuru statüsü kazandırılması da vardı.

Başbakanlık: Diyanet tüm dinlere ‘eşit’ yaklaşıyor

Tüm bu talepler 19 Ağustos 2005 tarihinde Başbakanlık tarafından reddedildi. Başbakanlık, Diyanet İşleri’nin tüm dinlere ‘eşit’ yaklaştığını, cemevlerine ibadethane statüsü verilemeyeceğini, Alevi dedelerinin devlet memuru olamayacağını, Alevilere özel kamu fonu aktarılamayacağını bildirdi. Başbakanlığın bu yanıtı üzerine, Alevi inancına bağlı 1919 vatandaş Başbakanlığı Türkiye’deki mahkemelere şikayet etti, ancak mahkemeler Başbakanlığın ret yanıtının yürürlükteki yasalarla uyumlu olduğuna hükmetti. Bu karar 2 Şubat 2010 tarihinde Danıştay tarafından da onandı.

Dava AİHM’e taşındı

Bunun üzerine Cem Vakfı Başkanı İzzettin Doğan, beraberinde 202 kişiyle birlikte konuyu 2010 yılında AİHM gündemine taşıdı. Dava AİHM tarafından 2013 yılında görülmeye başlandı. Davanın kapsam ve önemini göz önünde bulunduran mahkeme, dosyayı 7 yargıçlı küçük bir daire yerine, kararları nihai olan 17 yargıçlı Büyük Daire’ye gönderdi.

Davacı grup AİHM’e sunduğu iddianamede, Alevilerin devletin sağladığı din hizmet ve olanaklarından yararlanamaması ve bu hizmetin sadece Sünni İslama mensup Müslümanlara verilmesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) din ve vicdan özgürlüğüyle ilgili 9’uncu maddesine aykırı olduğunu savundu. Davacılar, bu durumun AİHS’nin ayrımcılıkla ilgili 14’üncü maddesine aykırı olduğunu da belirttiler.

Hükümet kendini, Alevilerin kendi aralarında ‘homojen bir yapıya’ sahip olmadıkları, devletin dinlere karşı ‘tarafsız ve yansız’ olduğu, Diyanetin ‘İslam’ın Sufi yorumuna hizmet vermediği’, cemevlerinin cami, mescid, kilise ve sinagogların aksine ibadethane (mabed) kategorisine girmediği tezleriyle savundu. Alevilerin kendilerini ‘İslam’ın sufi, rasyonalist ve pratik bir yorumu’ olarak gördüklerini belirten hükümet, Alevi inancının ‘ne tam olarak bir din ne de İslam’ın bir dalı olarak görülemeyeceği, Sufi tarikatı olarak ele alınması gerektiği’ tezini işledi.

“Din ve vicdan özgürlükleriyle ilgili 9’uncu madde ihlal edildi”

Ankara’nın bu tezleri AİHM’de kabul görmedi. Dini toplulukların ne olduklarına devlet veya ulusal yargının değil söz konusu toplulukların ruhani liderlerinin karar verebileceğine işaret eden AİHM, hükümetin Alevileri ‘Sufi tarikatı’ olarak tanımlamasının Alevileri, dini inançlara yasaklar getiren 677 sayılı ‘Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun’ kapsamına aldığını hatırlattı. Türk hükümetinin, ‘Aleviler kendi aralarında bölünmüş haldeler’ tezine de; “Bu durum onların dini bir topluluk olarak hakları olduğu gerçeğini değiştirmez” yanıtını verdi.

AİHM; devletin Alevileri resmen tanımaması ve hukuksal statü sağlamamasıyla, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin din ve vicdan özgürlükleriyle ilgili 9’uncu maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardı.

‘Dinsel ayrımcılık’ yapıldı’

Strasbourg Mahkemesi, Alevilerin hiçbir kamusal hizmetten faydalanamamalarını da ‘dini ayrımcılık’ olarak tanımladı. Alevi inancını inkarın ‘laik devleti koruma’ teziyle gerekçelendirilmesini de reddeden AİHM, Türkiye’de din ve inançlarla ilgili hukuksal yapının ‘nötr’ kriterlere dayanmadığını ve bu durumun bazı inançların ayrımcılığa maruz kalmasına neden olduğunu not etti. Türkiye’de devletin din ve inançlara yaklaşımını ‘hedefle orantısız’ olarak tanımlayan AİHM, Alevilere yönelik uygulamanın ‘akla uygun ve objektif temele dayanmadığına’ ve bu nedenle Alevilere ‘dinsel ayrımcılık’ yapıldığına hükmetti.

“Tüm inançlar için emsal oluşturuyor”

AİHM kararında, 2009-2010 yıllarında Türkiye’de hükümetin Alevi kuruluşlarıyla birlikte düzenlediği Alevi çalıştaylarının sonuç raporları temel alındı. Karar 17 yargıçlı Büyük Daire tarafından alındığından temyiz olasılığı bulunmuyor. Karar sadece Aleviler için değil, devletten kamu hizmeti alamayan tüm inançlar için de emsal oluşturuyor. Hukuksal açıdan bağlayıcı nitelikteki kararın Türkiye’de uygulanışıyla ilgili denetim sürecinin üç ay içinde Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi önünde başlaması bekleniyor.

“Cem Vakfı, AİHM’e götürdüğü üç davanın üçünü de kazanmıştır”

Karara ilişkin Cem Vakfı tarafından yapılan açıklamada, “Cem Vakfı Hukuk Komisyonu tarafından, Başbakanlığa karşı, 23 Eylül 2005 tarihinde Ankara 6. İdare Mahkemesi’nde; Alevi yurttaşların inanç özgürlüğü hakları ile ilgili olarak Anayasanın, kanunların ve uluslararası hukukun emredici hükümlerine aykırı hareket ettiği gerekçesiyle 2000 kişi adına açılan ve iç hukuk sürecinin bitirilmesi ile AİHM’ne götürülen davamız sonuçlanmıştır. AİHM Alevi İnancına mensup insanlarımızın haklarının ihlal edildiğine hükmetmiştir. Cem Vakfı kuruluşunun 21 yılında, AİHM’e götürdüğü, üç davanın üçünü de kazanmıştır. Demokrasi, barış, insan hakları mücadelesi veren Cem Vakfı’nın, AİHM’de kazandığı bu davanın, ülkemize, insanlarımıza ve tüm insanlığa hayırlı uğurlu olmasını ve barış getirmesini diliyoruz” ifadelerine yer verildi.

Kaynak: ZETE