Yazı Detayı
17 Kasım 2014 - Pazartesi 22:39 Bu yazı 644 kez okundu
 
10 AĞUSTOS VE ERDOĞAN'IN BAŞBAKANLIK SIFATININ AKIBETİ
Uğur Tabak
 
 

Türkiye 10 Ağustos'ta 12. cumhurbaşkanını seçti. Adaylıklar açıklandıktan sonra ortaya çıkan istifa tartışmaları, seçim sürecinin kısalığı, bağış sistemi, Başbakan Erdoğan'ın ayrımcı ve nefret dili içeren söylemleri, kampanyasını devlet imkanları vasıtasıyla diğer adayların kampanyalarından daha etkin kıldığına dair eleştiriler gibi bir çok girift mesele, 10 Ağustos akşamı -bence bir sonraki seçimde tekrar tartışılmak üzere- geride kaldı. Fakat Recep Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanı seçilmesi sonucunda aslında bambaşka bir hukuki sorun söz konusu: Erdoğan' ın AK Parti üyeliği, parti genel başkanlığı, milletvekilliği ve başbakanlık sıfatı hali hazırda hukuken devam ediyor mu?

Başbakan ve siyasi çevreler (iktidar-muhalefet) istifadan bahsetseler de değerlendirme sonucunda istifadan ziyade görevin kendiliğinden sona ermesi gerektiği ortaya çıkıyor.

Anayasa hukuku bağlamında konuya ilişkin sağlıklı bir inceleme için mevcut normlara baktığımız zaman TC Anayasası'nın Cumhurbaşkanının niteliğini, tarafsızlığını, seçilmesini ve göreve başlamasını düzenleyen 101, 102 ve 103. maddeler karşımıza çıkmakta.

Cumhurbaşkanının niteliği ve tarafsızlığına ilişkin 101. maddeye göre, Cumhurbaşkanı seçilen kişinin   -varsa- partisi ile ilişiği kesilir ve TBMM üyeliği sona erer.

"MADDE 101- (Değişik: 21/10/2007-5678/4 md.)

...

Cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisi ile ilişiği kesilir ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği sona erer. "

Madde metninden, seçilen kişinin sayılan sıfatlarının istifa ile değil, kendiliğinden 'sona ereceği' anlaşılıyor. Buraya kadar problem yokmuş gibi görünüyor. Fakat asıl problem partisi ile bağı kesilecek ve meclis üyeliğikendiliğinden sona erecek olan bu kişinin 'seçilmiş olacağı, seçilmiş sayılacağı' anın kesin olarak belirlenmesindedir. 'Seçilmiş olma' ile ilgili olarak Anayasa'nın 102. maddesinde geçen, 'geçerli oyların çoğunluğunu alan aday Cumhurbaşkanı seçilmiş olur' hükmü önemlidir. Madde metni şu şekilde:

"MADDE 102- (Değişik: 21/10/2007-5678/5 md.)

Cumhurbaşkanı seçimi, Cumhurbaşkanının görev süresinin dolmasından önceki altmış gün içinde; makamın herhangi bir sebeple boşalması halinde ise boşalmayı takip eden altmış gün içinde tamamlanır.

Genel oyla yapılacak seçimde, geçerli oyların salt çoğunluğunu alan aday Cumhurbaşkanı seçilmiş olur. İlk oylamada bu çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamayı izleyen ikinci pazar günü ikinci oylama yapılır. Bu oylamaya, ilk oylamada en çok oy almış bulunan iki aday katılır ve geçerli oyların çoğunluğunu alan aday Cumhurbaşkanı seçilmiş olur.

İkinci oylamaya katılmaya hak kazanan adaylardan birinin ölümü veya seçilme yeterliğini kaybetmesi halinde; ikinci oylama, boşalan adaylığın birinci oylamadaki sıraya göre ikame edilmesi suretiyle yapılır. İkinci oylamaya tek adayın kalması halinde, bu oylama referandum şeklinde yapılır. Aday, geçerli oyların çoğunluğunu aldığı takdirde Cumhurbaşkanı seçilmiş olur.

Cumhurbaşkanı göreve başlayıncaya kadar görev süresi dolan Cumhurbaşkanının görevi devam eder.

Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin usûl ve esaslar kanunla düzenlenir."

102. maddede bahsedilen 'seçilmiş olma' anını anlayabilmek için 102. maddenin son fıkrasından hareketle 6271 sayılı 'Cumhurbaşkanı Seçim Kanunu'na bakmak gerekecektir. Kanunun 18. maddesine göre YSK, seçimin ardından il seçim kurullarından gelen sonuçları birleştirerek ilan eder. Fakat bunlar kesin sonuçlar olmayıp; bir veya birkaç seçim çevresinde yapılan seçim ya da düzenlenen birleştirme tutanağı, maddenin hemen akabindeki 19. maddede belirtilen iptal kararlarına konu olabilmektedir. Dolayısıyla bu noktada hala seçim sonuçları kesinleşmemiştir. 

Kanunun 'Cumhurbaşkanı seçiminin sonuçlandırılması' başlıklı 20. maddesine göre ise seçimin kesin sonuçları, YSK tarafından TBMM Başkanlığı ile Cumhurbaşkanlığı makamına bildirilecek, kamuoyuna ilan edilecek ve Resmi Gazete'de yayımlanacaktır. İşte bu fıkradan yola çıkarak 'seçilmiş olma' tarihini, gerçekleşme tarihlerinin önceliğine göre hem YSK'nın seçime ilişkin kesin sonuçları ilan tarihi, hem de sonuçların Resmi Gazete'de yayımlanma tarihi olarak belirleyebiliriz. Zira artık seçimin kesin sonuçları ilan edilmiştir ve oyların çoğunluğunu alan adayın seçildiği kesinleşmiştir.

Cumhurbaşkanının seçilmesi ile göreve başlaması halleri arasında da farklılık bulunuyor. Yukarıda belirtildiği üzere Cumhurbaşkanı kesin sonuçların -tarihsel öncelik sırasına göre- ilan edilmesi ya da Resmi Gazete'de yayımlanması tarihinde seçilmiş sayılsa da, göreve başlaması ve mevcut cumhurbaşkanının görevinin hukuken sona ermesi bakımından önce Anayasa'nın 102/4 maddesi, ardından Cumhurbaşkanlığı Seçimi Kanunu'nun 20 ile 21. maddeleri gözetilmelidir.

Anayasa'nın 102. maddesinin 4. fıkrası "Cumhurbaşkanı göreve başlayıncaya kadar görev süresi dolan Cumhurbaşkanının görevi devam eder."  şeklinde. Yani mevcut cumhurbaşkanının görevi, yeni cumhurbaşkanı seçilmiş olduğunda değil, göreve başladığı anda sona eriyor. Göreve başlama tarihi ise Anayasa madde 103' e göre ant içme tarihidir:

"MADDE 103- Cumhurbaşkanı, görevine başlarken Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde aşağıdaki şekilde andiçer:..."

Madde metninde belirtilen 'göreve başlarken' ibaresi konuya netlik kazandırıyor. Kanunun ise 20 ve 21. maddeleri bu açıdan önemli. Cumhurbaşkanı seçilen kişi adına YSK tarafından bir tutanak hazırlanacak ve bu tutanak kişinin TBMM 'de ant içerek göreve başlayacağı oturumda kendisine Meclis Başkanı tarafından verilecektir. Bu oturumdaki ant içme işlemi ile kişinin Cumhurbaşkanlığı görevi hukuken başlamış olacaktır. Kanundaki ibareye göre göreve başlamak için bu işlemler, mevcut cumhurbaşkanının görev süresinin dolduğu gün yapılmalıdır.

Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığı özelinde 'başbakanlık' sıfatının sona ermesine de açıklık getirmek gerekir. Başbakan, Anayasa'nın 109. maddesinin 2. fıkrası gereği milletvekilleri arasından atanır. Cumhurbaşkanı 'seçilmiş olan' kişinin milletvekilliğinin kendiliğinden sona ereceği dikkate alınırsa, başbakanlık için anayasal bir gereklilik olan 'TBMM üyesi olma' şartının da ortadan kalkması ile başbakanlık sıfatının da kendiliğinden sona ereceği sonucuna ulaşıyoruz.

Yapılan tüm bu saptamalar sonucunda yakın gelecek için şu söylenebilir:

Erdoğan' ın Cumhurbaşkanı seçildiğine dair kesin olmayan sonuçlar YSK tarafından 11 Ağustos'ta her ne kadar açıklanmış olsa da, kendisi tahminen en yakın tarih olarak kesin sonuçların ilan edileceği tarihte hukuken 'cumhurbaşkanı seçilmiş olacaktır'. Dolayısıyla kesin sonuçların ilan edilme tarihine kadar başbakanlık, parti üyeliği ve genel başkanlığı, milletvekilliği sıfatları -etik gerekçelerle istifa etmediği sürece- devam edecektir diyebiliriz. Bu noktada Erdoğan başbakanlıktan etik sebeplerle teoride istifa edebilir. Fakat kesin sonuçların ilan edildiği tarihte bu sıfatlar kamuoyunda tartışıldığı gibi bir istifa ile değil, anayasa gereği kendiliğindensona erecektir. Yani Erdoğan bu sıfatlardan yoksun kalmakla birlikte, 'seçilmiş olduğu' için cumhurbaşkanı sıfatını haizdir; fakat göreve henüz başlamadığı için de 'pasif' bir durumdadır. Bu sıfatlardan başbakanlığın sona ermesi ise önemli bir sonuç olarak başbakan ile doğrudan bağı bulunan bakanlar kurulunun da görevini sonlandıracaktır. Çünkü Anayasa madde 109 gereği Bakanlar kurulu başbakan ve bakanlardan kurulur. Bakanlar Kurulu kolektif bir özelliğe sahiptir ve başbakanın görevi herhangi bir nedenle sona erdiğinde bakanların da görevleri kendiliğinden bitecektir. Bu noktada mevcut cumhurbaşkanı derhal bir milletvekilini Bakanlar Kurulu'nu kurmakla görevlendirecektir ve Hükümet tekrar oluşturulacaktır.

Düşüncelerim bu yönde olsa da şunu da unutmamalıyız ki şu an içinde bulunduğumuz siyasi-hukuki atmosfer Erdoğan'ın, YSK tarafından kesin sonuçların açıklanmasının beklendiği 15 Ağustos tarihinden Gül'ün görev süresinin sona ereceği ve Erdoğan'ın ant içeceği 28 ağustosa kadar (ki yaklaşık 13 gün) başbakanlığa devam edeceğini; fakat bu durumun 'de jure' değil, 'de facto' bir durum olacağını, bu zaman zarfında bu sıfatlar kullanılarak yapılacak hukuki-idari her türlü işlemin hukuken geçerliliğinin sorunlu ve etik açıdan tartışmalı olacağını belirtmek gerekir. Yani yalnızca Erdoğan'ın dediği gibi 'siyaset' değil, 'hukuk' da boşluk kaldırmaz. Tüm bunlar bir yana, yukarıda değinilen de facto durumu, anayasanın uygulanmasını gözetme görevi olan 12. Cumhurbaşkanı sıfatını taşıyacak bir kişinin gerçekleştirmesi de  ayrıca düşündürücü.

 
Etiketler: 10, AĞUSTOS, ERDOĞANIN, BAŞBAKANLIK, SIFATININ, AKIBETİ
Yorumlar
Bizim Gazete
Ulusal Gazeteler
Yazarlar
En Çok Okunanlar
Anketler
Yeni haber sitemizi nasıl buldunuz ?
Anketler
Final döneminin sonunda bütünlemeye kalmayacağınıza inanıyor musunuz?
Anketler
Hukuk fakültelerindeki eğitimden memnun musunuz?
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Medipol Başakşehir
39
34
3
3
12
18
2
Fenerbahçe
36
36
2
6
10
18
3
Galatasaray
35
37
4
2
11
17
4
Beşiktaş
33
31
3
6
9
18
5
Trabzonspor
30
35
4
6
8
18
6
Göztepe
30
31
6
3
9
18
7
Kayserispor
30
25
3
6
8
17
8
Sivasspor
27
24
7
3
8
18
9
Bursaspor
25
28
7
4
7
18
10
Yeni Malatyaspor
23
21
7
5
6
18
11
Kasımpaşa
22
28
8
4
6
18
12
Akhisarspor
20
23
8
5
5
18
13
Alanyaspor
18
30
10
3
5
18
14
Osmanlıspor FK
18
26
10
3
5
18
15
Gençlerbirliği
17
22
9
5
4
18
16
Antalyaspor
17
20
9
5
4
18
17
Atiker Konyaspor
16
18
10
4
4
18
18
Kardemir Karabükspor
9
14
13
3
2
18
Arşiv Arama
Modül 1

Bu modül kullanıcı tarafından yönetilir, ister kod girilir ister iframe ile içerik çekilir. Toplamda kullanıcı 5 modül ekleme hakkına sahiptir, bu modül dahil tüm sağdaki modüller manuel olarak sıralanabilir.

Haber Yazılımı