Yazı Detayı
16 Nisan 2018 - Pazartesi 21:12 Bu yazı 264 kez okundu
 
"Hukuk Devleti - Keyfilik" Yol Ayrımında Seçimler ve YSK
Uğur Tabak
 
 

           16 Nisan referandumunun üzerinden tam 1 yıl geçti. Bilindiği gibi referandumda mühürsüz oy pusulaları çok tartışılmış ve Yüksek Seçim Kurulu 298 sayılı kanunda yer alan açık hükme rağmen bu oy pusulalarını geçerli saymıştı. Bu karar kanuna açıkça aykırı bir karardı; zira kanun farklı yorumlara mahal vermeyecek derecede açık ve net bir hüküm içermekteydi: "(...) arkasında sandık kurulu mührü bulunmayan (...) birleşik oy pusulaları geçerli değildir." (md. 98 ve md. 101).

            YSK üyeleri, sandık kurullarının salt ihmalleri nedeniyle mühürlenmemiş olan oy pusulalarını geçersiz saymamak adına, kanunun bu açık hükmüne aykırı bir karar tesis etti. Karar çoğu yönüyle eleştirilebilir; fakat kararda en dikkat çekici olan, Anayasa'nın 90. maddesinin de dayanak olarak -hatalı bir şekilde- kullanılmasıydı.

            Bu maddeye göre, özetle, insan haklarıyla ilgili bir uluslararası sözleşme hükmü ile kanunlar aynı konuda farklı hükümler içerdiği takdirde uluslararası anlaşma hükümleri esas alınır. Bu maddenin yalnızca uluslararası sözleşmelerin metinleriyle sınırlı olmadığı, bu sözleşmelerle kurulan izleme/denetim mekanizmalarının (İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi için İHAM gibi) kararlarını da kapsadığı kabul edilmekte.

            YSK kararını oy hakkı üzerine temellendirdi, İHAS ve Anayasa hükümlerini gerekçe göstererek kanundaki açık yasağı "yumuşattı", ihmal etti. Söz konusu karar hukuk devletiyle, öngörülebilirlikle bağdaşmayan keyfi bir karardı.

            Dönelim bugüne...

            Geçtiğimiz ay, kamuoyunda "İttifak Yasası" olarak bilinen 26 maddelik 7102 sayılı kanunla birçok konuda yeni düzenlemeler getirildi. 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun'da ve bağlantılı olarak Milletvekili Seçimi Kanunu, Siyasi Partiler Kanunu ve Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Hakkında Kanun gibi bazı kanunlarda değişiklikler yapıldı. En önemlisi, mühürsüz oyların da geçerli sayılmasının önünü açan bir hüküm 298 sayılı kanuna eklendi. Diğer bir deyişle 1 yıl önce 16 Nisan'da oluşturulan 'fiili durum', 1 yıl sonra 'hukukileştirildi'. Öte yandan geçtiğimiz yıllarda çokça tartışılan sandık taşıma uygulaması da kanuna eklendi.

            Kanunla getirilen, sandık kurulu tarafından mühürlenmemiş oyların geçerli sayılması, sandıkların güvenlik gerekçesiyle taşınması, seçim bölgelerinin birleştirilmesi, sandık çevresine polisin çağırılabilmesi gibi seçim güvenliğine ilişkin hükümler, serbest seçim hakkıyla bağdaşma noktasında, tartışmaya oldukça açık.

            Kanunla beraber, artık, sandık kurulunun ihmali neticesinde mühürlenmemiş olan oy pusulaları geçerli sayılacak. Yetkili seçim kurulları tarafından gönderilen ve YSK filigranı bulunan oy pusulaları, arkasında sandık kurulunun ihmali sonucu mühür bulunmadığı takdirde geçerli olacak. Bu hükmün oy pusulalarının sandık kurulu tarafından mühürlenmesi şeklindeki güvence kuralının içini boşalttığı ve bu güvenceyi anlamsız hale getirdiği açık.

            Öte yandan 16 Nisan'la başlayan "mühürsüz pusula" belirsizliğinin bu hükümle ortadan kaldırıldığı söylenemez. Kanunda açıkça "ihmal yoluyla mühürlenmemeden" bahsedildiği için, pusulaların ihmal yoluyla mı yoksa kasten mi mühürlenmediğinin tespiti noktasında uygulamada sorunlar ortaya çıkabilir. Ayrıca oy pusulalarının bilinçli olarak mühürlenmediği durumlarda, YSK yine 16 Nisan kararındaki gerekçesini aynen kullanarak "oy hakkının özünü korumak" gerekçesiyle bu pusulaları da geçerli kabul edecek mi?

            Sandıkların güvenlik gerekçesiyle taşınması konusu aslında bundan yaklaşık 3 yıl önce YSK'nin gündemine gelmişti. YSK önce 7 Haziran, sonra ise 1 Kasım seçim süreçlerinde verdiği kararlarda "güvenlik gerekçesiyle sandıkların seçim bölgesi dışına taşınması" taleplerini, bunun seçim hakkı ihlali olacağı ve kanunda bir dayanağın da olmadığı gerekçeleriyle reddetmişti. İHAM kararlarına, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi kararlarına, Venedik Komisyonu ilke kararlarına atıf yapan YSK'ye göre "sandık başında güvenliği sağlamak ve gerekli tüm tedbirleri almak devletin görevidir. Güvenlik sorunu ileri sürülerek oy kullanma hakkını güçleştirici tedbirler alınamaz. Kaldı ki sandık taşıma durumunda seçmenlerin uzak bir mesafeye güvenli bir şekilde nasıl taşınacağı da ayrı bir tartışma konusudur."

            Özetle YSK güvenlik nedeniyle sandık yerlerinin seçim bölgesi dışına çıkartılarak değiştirilmesini, bir başka seçim bölgesine taşınmasını Anayasa’nın 67. maddesine, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi hükümlerine, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi içtihatlarına ve Venedik Komisyonu kararlarına aykırı bulmuştu.

            Şimdi artık seçim sandıklarının sırf güvenlik gerekçe gösterilerek taşınması kanunda açıkça düzenlendi ve bu konuda karar verme yetkisi de valilik ve ilçe seçim kurullarından gelecek talepleri değerlendirecek olan YSK'ye verildi.

            Tam da bu noktada YSK'nin 16 Nisan'da mühürsüz oyları geçerli sayarken Anayasa'nın 90. maddesini dayanak olarak kullandığını hatırlayalım. Yani en azından, kurul üyelerinin maddeden haberdar olduğunu biliyoruz. Önümüzdeki soru şu: YSK, İHAS'a açıkça aykırı bulduğunu daha önceki "istikrarlı kararlarıyla" vurgulamış olduğu sandık taşıma uygulamasını içeren söz konusu yeni kanun hükmü karşısında da Anayasa'nın 90. maddesini uygulayacak mı yoksa mevcut yaklaşımından salt kanunla düzenleme yapıldığı gerekçesiyle -keyfi olarak- ayrılacak mı?

            Sandık çevresine seçmenler tarafından ihbar yoluyla polis çağırılması da getirilen yeni düzenlemeler arasında. Buna göre, sandık çevresinde cebir, şiddet veya tehdit kullanarak sandık başı düzenini bozmaya kalkışanlar, sandık kurulu başkanı veya üyelerinden biri tarafından yapılan çağrı ya da seçmenlerin ihbarı üzerine kolluk güçlerince derhal sandık çevresinden uzaklaştırılır ve gerekli işlem yapılır. Bu hüküm "ihbar" kısmı hariç zaten kanunda önceden beri yer almaktaydı. Esasen belli durumlarda kolluk güçlerinin çağırılması, seçim güvenliğinin sağlanması için gerekli de bir uygulamadır. Ayrıca sandık çevresine 298 sayılı kanun kapsamındaki bir çağrı ile gelen kolluk güçleri, sandık kurulu başkanının talebine veya kurulun kararına uymak zorunda. Fakat uygulamada yetkinin ve görevin kötüye kullanılması halinde birçok sorun ortaya çıkabilir. Örneğin, sandık kurulu başkanı ya da sandık kurulu üyelerinin sandık başı düzenini bozduğu iddiasıyla seçmenler tarafından ihbar hakkının kullanıldığı durumlarda, kolluk güçleri yine başkanın talebine ya da kurulun kararına uyacak mıdır?

            Yukarıda değindiğim meselelerin, 16 Mart tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanan kanunun en dikkat çeken sorunlu yönleri olduğunu düşünüyorum. 2019'da yapılacağı söylenen seçimlerde, özellikle mühürsüz oy pusulaları ve sandık taşıma uygulamaları konusunda Yüksek Seçim Kurulu'nun sergileyeceği yaklaşım, seçim güvenliğinin ve oy hakkının aynı anda sağlanması açısından olduğu kadar, üzerinde bulunduğumuz "hukuk devleti - keyfilik" yol ayrımı açısından da belirleyici olacak. Ancak YSK'nin yükü bununla sınırlı değil. Yeni kanunun uygulamasını sağlamak için çıkaracağı genelge, karar, ilke kararları gibi işlemler de 2019 seçimine giden yolda kritik öneme sahip. 7102 sayılı kanunla seçim güvenliğine dair soru işaretleri her ne kadar artmış olsa da endişe edilen olasılıkların uygulamaya ne ölçüde yansıyacağını süreç içerisinde göreceğiz.

 
Etiketler: "Hukuk, Devleti, -, Keyfilik", Yol, Ayrımında, Seçimler, ve, YSK,
Yorumlar
Bizim Gazete
Ulusal Gazeteler
Yazarlar
En Çok Okunanlar
Anketler
Yeni haber sitemizi nasıl buldunuz ?
Anketler
Final döneminin sonunda bütünlemeye kalmayacağınıza inanıyor musunuz?
Anketler
Hukuk fakültelerindeki eğitimden memnun musunuz?
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
Arşiv Arama
Modül 1

Bu modül kullanıcı tarafından yönetilir, ister kod girilir ister iframe ile içerik çekilir. Toplamda kullanıcı 5 modül ekleme hakkına sahiptir, bu modül dahil tüm sağdaki modüller manuel olarak sıralanabilir.

Haber Yazılımı