Yazı Detayı
17 Kasım 2014 - Pazartesi 23:59 Bu yazı 946 kez okundu
 
ŞİKE DAVASI'NDA ADİL YARGILANMA HAKKI NASIL İHLAL EDİLDİ
Yılmaz Çolak
avyilmazcolak@gmail.com
 
 

Merhaba sevgili okurlar. Bu yazıda, kamuoyunda "Şike Davası" olarak adlandırılan, sporda şiddet ve düzensizliğin önlenmesi adına Türkiye'de bugüne kadar yapılmış en büyük operasyonda yaşanan hak ihlallerini sizlerle paylaşmaya çalışacağım.

 3 Temmuz 2011 sabahı Türkiye, tarihi boyunca hiç alışık olmadığı bir sabaha uyandı. Başta Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım olmak üzere Türk Futbolu'nu yönetenlerden ve sporculardan birçok kişi gözaltına alındı. Bu günden başlayıp günümüze kadar uzanan süreçte artık son aşamaya gelindi. Bu süreç boyunca uygulanmaya çalışılan çarpık hukuki prosedürler hem davanın taraflarını hem de kamuoyunda cepheleşen tarafları memnun etmedi. Gelin biz kamu vicdanını ve dava sonuçlarını bir kenara bırakıp bugüne kadar yaşanan hukuki süreçte İHAS m.6 kapsamında hangi ihlaller gerçekleşmiş onlara bakalım.

 Türkiye Cumhuriyeti Anayasa?sının 9, 36, 38 ve 40 sayılı maddelerine baktığımız zaman şöyle bir yargılama şeması görüyoruz; mahkemeler bağımsız, yargılama adil, deliller hukuka aykırı yolla elde edilmemiş, bir diğer deyişle hukuka uygun olmalıdır. Bu ilkelerden birinin dahi eksikliğinde Adil Yargılanma Hakkı?nın ihlal edildiği sonucuna varılır.

 İlk olarak baktığımız zaman sanıkların illegal yollarla, mahkeme kararı olmadan ve davanın dayanağı olan 6222 Sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun yürürlüğe girmeden önce dinlenmeye başlandığını görüyoruz. Bu durum şüphesiz ki delillerin hukuka aykırı yolla elde edilmesine mükemmel bir örnek oluşturarak henüz ortada bir iddianame bile yokken ihlallerin başladığını gösteriyor. Davanın silahlı örgüt kapsamına sokulması da ortada bir kanun olmamasından kaynaklanan boşlukta dinlemelerin altını doldurma çabasından başka bir şey değildir. Dinleme kararı 17 Şubat 2011 tarihinde alınmış olup dosyada haftalar öncesinin dinleme kayıtları bulunmaktadır. Bu dinlemelerin tutanaklarının altında imzası olan polis şefinin ise 17 Aralık Operasyonu sonrası ?Paralel Yapı?ya hizmet ettiği gerekçesiyle görevden alınan Nazmi Ardıç olması dikkat çekici başka bir husus.

 İkinci noktaya geldiğimiz zaman şunu görmekteyiz; soruşturmada dinleme kararlarını, gözaltı ve tutuklama kararlarını ve hüküm kararını veren hakimlerden biri aynı hakimdir. Bu durum CMK m. 23?e açıkça muhalefet oluşturmaktadır. CMK m. 23'ü hatırlayalım isterseniz;

Madde 23 - (1) Bir karar veya hükme katılan hâkim, yüksek görevli mahkemece bu hükme ilişkin olarak verilecek karar veya hükme katılamaz.
(2) Aynı işte soruşturma evresinde görev yapmış bulunan hâkim, kovuşturma evresinde görev yapamaz.

 Dosyayı inceleyerek bir başka noktaya ulaştığımız zaman CMK m. 135'e ve CMK m. 140'a aykırı olarak soruşturmanın ilk aşamasından itibaren olağan yollarla delil elde etme yoluna başvurulmadan olağandışı yollarla delil elde etme yoluna girildiğini görüyoruz. Bu başvurulan hükümlerde önemli olan nokta olan yasal koşulların oluşması gerekliliği atlanarak diğer delil elde etme yöntemleri kullanılmadan ses ve görüntü kaydı alma yöntemlerine başvurulmuştur. Bu durum açıkça Adil Yargılanma Hakkı?nı ihlal eden bir soruşturma evresi hatasıdır.

 Adil Yargılanma Hakkı çerçevesinde soruşturmayı yürüten Adli Kolluk görevlileri soruşturmanın salahiyetini etkileyecek şekilde fikirlerini kamuoyuyla paylaşamaz. Bu davada ise adli kolluk görevlilerinin 19 maçta şike yapıldığını iddia etmesi ve herhangi bir tutuklama kararı mevcut değilken sanıkların adresini Metris Cezaevi olarak göstermesi soruşturmanın salahiyetine gölge düşürmüştür. Nitekim iddianame açıklandığı zaman 19 maçta şike yapıldığı iddiasının doğru olmadığını ve sanıkların kamuoyu nezdinde bir kez daha suçlu duruma düşürüldüklerini görmüş olduk. 
 Bir başka önemli nokta ise adli kolluk görevlilerinin ellerindeki belgelere sahip çık(a)mayarak dosya içeriğini ve sanıkların gözaltı fotoğraflarını kamuoyu vicdanını yaralayacak şekilde ?bavulcu gazetecilere? sızdır(ıl)ması. Bu hususlar Adil Yargılanma Hakkı?na açıkça tecavüz oluşturan durumlardır. Adli kolluk görevlilerinin bir kısmı bu noktada görevlerini kötüye kullanmıştır.

 Yargıtay Başsavcılığı temyiz aşamasına gelindiğinde aksine mütalaa olmasına rağmen CMK m.297/3?ü ihlal ederek sanıklarla/vekillerle tebliğnameyi paylaşmamıştır. Bu husus hem CMK?nın ilgili maddesine hem de Adil Yargılanma Hakkı?na açıkça bir ihlal teşkil etmektedir. Yargıtay 5. Ceza Dairesi de bu ihlalin giderilmesi için bir talepte bulunmayarak ihlalin devam etmesine neden olmuştur.

 Aynı dava dosyasının eklerinde bulunan 2703 nolu kayıtta Mahmut Özgener?in ve Şenes Erzik?in yapmış olduğu telefon görüşmesine dayanarak ilgili şahısların dinlenmesi için mahkemeye davet edilmesi talebi de reddedilmiş, ilgili kayıt görmezden gelinmiştir. Bu kayıtta Özgener?in Erzik?e menajerlik sınavı sorularını çalanları tespit ettiklerini söylediği görülmekte olup dinleme kaydı dikkate alınmamıştır. Yine aynı şekilde Lütfi Arıboğan ve Levent Kızıl arasında geçen ve futbol temsilcisi sınavıyla ilgili olan 2488 nolu telefon dinlemesi için kişiye özel duruşma yapılmış, bu şahıslar çapraz sorgudan ve diğer sanıklardan kaçırılmıştır. Bu durumlar da şüphesiz ki Adil Yargılanma Hakkı?nın ihlal edildiği bir başka noktadır.

 Bugün gelinen noktada soruşturma ve kovuşturma evresini yürüten Polis Şefi Nazmi Ardıç, Cumhuriyet Savcısı Mehmet Berk, Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz ve Hakim Mehmet Ekinci Özel Yetkili Mahkemelerde yaptıkları görevleri esnasında özel yetkilerini kötüye kullandıkları gerekçesiyle ?17 Aralık? sonrası tenzili rütbeyle ayrı görev yerlerine gönderilmiştir. Bu durum bile başlı başına dava sürecinin soruşturulmasını gerektiren idari bir işlemdir.

 Bir başka nokta ise davanın dayanağı olan telefon dinlemesi kayıtlarının bir başka delille desteklenmemiş olmasıdır.  Bu konuda Yargıtay?ın son dönemde vermiş olduğu kararlara bakalım isterseniz;

* 2009: Yargıtay 8. Ceza Dairesi, Gaziantep 2. Ağır Ceza Mahkemesi?nin altı sanık hakkında, ?silah ticareti yapma? suçundan verilen hapis cezasını, ?iletişim tutanakları dışında delil bulunmaması? gerekçesiyle bozdu.
* 2011: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Ordu?da açılan silah kaçakçılığına ilişkin bir davada, dosyadaki telefon görüşmelerini destekleyen başka delil bulunmadığından olayı, ?bireysel silah ticareti? olarak tanımladı.
* 2013: Ankara?daki özel yetkili bir mahkeme, örgüt üyesi olmakla suçlanan 6 gençle ilgili davada ?telefon konuşmaları somut delillerle desteklenmedikçe delil sayılamaz? diyerek, beraat kararı verdi.
* 2013: Yargıtay 5. Ceza Dairesi, Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım?ın da mahkum edildiği şike kararında, ses ve görüntü kayıtlarının da artık ?tek başına delil olarak değerlendirilmesi? gerektiğini kabul etti.
* 2014: 17 Aralık operasyonunda gözaltına alınarak tutuklanan işadamı ve bakan çocuklarının da bulunduğu 5 kişi, dinleme ve teknik takip kararlarının yan delillerle desteklenmediği sürece tek başına esasa ilişkin delil olamayacağı gerekçesiyle tahliye edildi.


 Gördüğünüz üzere Şike Davası dışında verilen bütün kararlarda mahkeme iletişim tutanaklarını tek başına yeterli delil olarak kabul etmemiş durumda. Bu durum da Adil Yargılanma Hakkı?nın ihlal edildiğini gösteren bir başka nokta.

 Şike Davası kapsamında isnat edilen suçlar gerçekleşmiştir veya gerçekleşmemiştir, buna karar verme yetkisine haiz değilim. Buna karşın şunu açıkça söyleyebilirim ki Adil Yargılanma Hakkı defalarca ihlal edilmiştir ve bir yargı şikesi yapılmıştır. Yargıtay ise bu yargı şikesini insanları hayrete düşürecek şekilde onaylayarak hukuksuzluğa çanak tuttu. ÖYM?lerin kapatılmasının ardından devam eden süreçte yetkili mahkeme haline gelen İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi?ne yapılan başvuruda mahkeme ?yeniden yargılama ve infazların geri bırakılması? kararı verdi. Bu karar bir nebze de olsa hukukun üstünlüğüne hizmet eden bir karar oldu. Bir nebze de olsa diyorum, çünkü; mahkeme sanıkların en temel dayanak noktası olan kumpas iddiasını reddedip bu konuda bir dinleme yapmamak üzere yeniden yargılama kararı verdi.
  Yeniden yargılama kararı sonrası ilk duruşma 13 Ocak 2015 tarihinde. Futbolda şike davası İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi?nde yeniden görülmeye başlanacak. Yeni bir sayfa açılıp yeni bir süreç başlayacak. Bu süreç ne getirecek bilinmez ama tek dileğim yeni bir yargı şikesi yapılmamasıdır. Davanın sonucunda mahkeme heyeti ne karar verecek hep beraber göreceğiz. Bütün gerçeklerin ortaya çıkmasını ve zarar gören hak sahiplerinin haklarını elde etmesini temenni ediyorum.


Yılmaz Çolak 

 
Etiketler: ŞİKE, DAVASINDA, ADİL, YARGILANMA, HAKKI, NASIL, İHLAL, EDİLDİ
Yorumlar
Bizim Gazete
Ulusal Gazeteler
Yazarlar
En Çok Okunanlar
Anketler
Yeni haber sitemizi nasıl buldunuz ?
Anketler
Final döneminin sonunda bütünlemeye kalmayacağınıza inanıyor musunuz?
Anketler
Hukuk fakültelerindeki eğitimden memnun musunuz?
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
Arşiv Arama
Modül 1

Bu modül kullanıcı tarafından yönetilir, ister kod girilir ister iframe ile içerik çekilir. Toplamda kullanıcı 5 modül ekleme hakkına sahiptir, bu modül dahil tüm sağdaki modüller manuel olarak sıralanabilir.

Haber Yazılımı