Yazı Detayı
09 Aralık 2014 - Salı 19:40 Bu yazı 831 kez okundu
 
İş Kazaları ve Yaşam Hakkı
Uğur Tabak
 
 

Devlet, tüm iş sağlığı ve güvenliği mevzuatının geliştirilmesi ve yaygın biçimde uygulanmasının denetlenmesi ile yükümlüdür. Devletin aynı zamanda işveren olduğu durumlarda ise bu yükümlülüklerin kapsamı işveren yükümlülüğünü de kapsayacak şekilde genişlemektedir. Bu yazıda iş kazalarının gerçekleşmesinde devletin yaşam hakkı bağlamındaki pozitif yükümlülüğü ele alınacaktır.

Devletin Pozitif Yükümlülükleri

İHAM, 2. maddenin 1. fıkrasındaki ilk hükmün devlete; kasıtlı olarak ve kanuna aykırı şekilde kişinin yaşamına son verilmesinden kaçınılması gereğinin yanı sıra yargı yetkisi dahilindeki kişilerin hayatlarını güvence altına almak amacıyla uygun adımlar atmasını buyurduğunu birçok kararında yinelemektedir.1

Devlet'in yaşam hakkını koruma görevinin, bir kaza sonucunda maruz kalınan yaralanmalardan dolayı, bireyin hayatının veya sağlığının tehlikede olduğuna dair yetkililere bildiride bulunulması halinde, acil sağlık hizmetlerinin sağlanması hususuna kadar genişletilmesi düşünülmektedir.2

Öncelikle belirtmek gerekir ki, iş kazalarında devletin pozitif yükümlülüğü, yaşamının tehlike altında olduğu devlet görevlileri tarafından bilinen ya da bilinebilecek olan bireyler ile, tehlikeli sayılan faaliyetler - etkinlikler nedeniyle yaşam hakları etkilenen bireyler bağlamında incelenmelidir. Fakat bu bağlam sadece riskli, tehlikeli ve az tehlikeli işler olarak tanımlanan işlerin yürütülmesi sırasında meydana gelen iş kazalarının bu yükümlülük kapsamına girdiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Bir diğer deyişle, ağır-tehlikeli işlerden sayılmayan herhangi bir iş kolunda çalışmakta olan ve fakat yürüttüğü iş sırasında devlet organları tarafından -iş ile alakalı olsun ya da olmasın- alınması gereken herhangi bir yaşamsal tedbirin alınmaması sonucu hayatını kaybeden bir birey için de devletin pozitif (koruma) yükümlülüğü gündeme gelmelidir. Örneğin; 31 Ekim 2013 tarihinde bir reklam firmasında büro işçisi olarak çalışan 17 yaşındaki Eren Eroğlu, işveren tarafından verilen talimat üzerine gittiği bir özel hastanenin çatı katında hastanenin tabelasını tamir etmeye çalışmış, fakat hastanenin çatısının yaklaşık 2 buçuk metre üzerinde bulunan yüksek gerilim hattı tellerinden gelen elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetmiştir. Olayla ilgili yürütülen soruşturma kapsamında hazırlanan bilirkişi raporunda, hastane binasının ilgili yaşamsal tehlike arz eden yüksek gerilim hattından mevzuat gereği en az 5 metre uzaklıkta olması gerekirken, olaydaki hastanenin yüksek gerilim hattına yaklaşık 2 buçuk metre mesafe kalacak şekilde mevzuata aykırı inşa edildiği belirtilmiştir. Dolayısıyla yüksek gerilim hattının oluşturduğu yaşamsal tehlikeye rağmen hastane binasının ilgili arsaya inşa edilmesi ve özel hastanenin bu şekli ile ruhsatlandırılması süreçlerinde bu yaşamsal tehlikeyi öngörmüş olması gereken devlet görevlilerinin ihmalleri nedeniyle devletin 2. maddenin esası bakımından sorumluluğu söz konusu olmalıdır. Belirtmek gerekir ki bu olayda alınması gereken ve kamusal makamlar tarafından gözetilmeyen tedbir, doğrudan bir işin yürütülmesi ile ilgili değil, sağlıklı kentleşme ile ilgili olup; esasen her bireyin maruz kaldığı bir tehlikeye yöneliktir.

 

Yasa ve Diğer Düzenleyici İşlemler

Devletin, çalışma hayatında oluşan yaşamsal tehlikelerle ilgili olarak alması gereken tedbirleri almamış olması pozitif yükümlülükle ilgili en çok karşılaşılan örneklerdir. 2. madde bağlamında yaşamı korumak için gerekli tüm önlemleri almakla yükümlü olan devletler, bu yükümlülüklerini öncelikle yasal ve idari çerçeve oluşturarak yerine getirmelidirler. İHAM Öneryıldız/Türkiye kararında bunu şöyle vurgulamıştır:

"89. 2. madde uyarınca yaşamı korumak için tüm önlemleri almaya yönelik kesin yükümlülük, her şeyden önce, Devlet’e yaşama hakkını tehdit eden durumlara karşı etkin bir caydırma mekanizması oluşturacak yasal ve idari çerçeve oluşturmak görevi vermiştir.

90. Bu yükümlülüğün, söz konusu etkinliğin kendine özgü niteliklerine ve insan hayatı açısından oluşturduğu potansiyel riske uygun olarak hazırlanan yönetmeliklere özelikle önem verilmesi gereken tehlikeli etkinlikler için de geçerli olduğu şüphesizdir. Bu yönetmelikler etkinliğe ruhsat verilmesini, hazırlanılmasını, etkinliğin işletimini, güvenliğini ve denetimini düzenlemeli; tüm ilgililerin açığa çıkan riskler nedeniyle hayatı tehlikeye girebilecek vatandaşların etkili bir şekilde korunmasını sağlamaya yönelik pratik önlemleri almasını zorunlu hale getirmelidir."3

İş kazaları bakımından ülkemizdeki yasal ve idari düzenlemelerin bir kısmı şu şekilde sayılabilir:

  • İş Kanunu
  • Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu
  • Maden Kanunu
  • 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu,
  • Çalışanların İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitimlerinin Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik
  • Geçici veya Belirli Süreli İşlerde İş Sağlığı ve Güvenliği Hakkında Yönetmelik
  • İş Sağlığı ve Güvenliği Hizmetleri Yönetmeliği
  • İş Sağlığı ve Güvenliği Hizmetlerinin Desteklenmesi Hakkında Yönetmelik
  • İş Sağlığı ve Güvenliği Kurulları Hakkında Yönetmelik
  • İş Sağlığı ve Güvenliği Risk Değerlendirmesi Yönetmeliği
  • Maden İşyerlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği
  • Yapı İşlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği
  • İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği

Yukarıda listelenen mevzuat genel olarak 2012 yılı ve daha sonrasına ilişkindir. Aslında anayasanın yaşam hakkını düzenleyen 17. maddesi ile çalışma hayatına ve temel hak ve özgürlüklere dair devlet tarafından onaylanan uluslararası sözleşmeler de yasal çerçeve kapsamına girmektedir. Bu noktada Uluslararası Çalışma Örgütü ILO normlarına değinmek gerekir. Türkiye ILO tarafından hazırlanan 189 sözleşmeden 56'sını onaylayarak iç hukukunda yürürlüğe koymuştur.4 Bunlar arasında çalışmanın konusu bakımından en çok ön plana çıkan sözleşme İş Sağlığı ve Güvenliği ve Çalışma Ortamına İlişkin Sözleşme'dir. Sözleşme bütün ekonomik faaliyet kollarına uygulanabilir olup, taraf devletlere iş sağlığı, güvenliği ve çalışma ortamına ilişkin tutarlı bir ulusal politika geliştirme yükümlülüğü getirmektedir. Buna göre işin maddi unsurları olan makine ve teçhizat gibi araçların seçim, bakım, ikame ve kullanımı, bu maddi unsurlarla işçiler arasındaki ilişkinin düzenlenmesi, bu ilişkide işçilerin fiziksel ve zihinsel kapasitelerinin gözetilmesi, işçilerin mesleki eğitimleri üyelerin ulusal politikalarının ana kısımlarını oluşturmalıdır. Ayrıca işverenlerin iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili almaları gereken tedbirlerin çerçevesi de sözleşmede düzenlenmiştir. Belirtmek gerekir ki, Türkiye iş sağlığı ve güvenliği bakımından önemli bir sözleşme olan ILO'nun 176 numaralı Madenlerde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi'ni henüz onaylamamıştır. Bu da çalışma şartlarıyla ilgili sorunları sıkça gündeme gelen maden işletmelerinde çalışan işçilerin yaşam ve sağlık haklarıyla ilgili önemli bir veridir. Sözleşmede yer altı ve yerüstü madenlerindeki çalışma koşullarıyla ilgili olarak üye devletlere ve işverenlere oldukça detaylı yükümlülükler yüklenmektedir.

Yıllardır süren, son yıllarda nispeten daha fazla gündeme gelen iş kazaları, hükümeti ve yasama organını bu konuda etkin bir yasa yapmaya itmiştir. Kapsayıcılığı, ilericiliği5 ve etkinliği tartışmalı olsa da 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu özellikle iş güvenliği bakımından önemli değişiklik ve yenilikler getirmiştir. Kanunun uygulanmasına dair birçok yönetmelik çıkmış, bazı hususlar ise tebliğler ile düzenlenmiştir.

Yasa ve Mevzuatın İdare Tarafından Uygulanması

Yaşam hakkına dair yasal ve idari düzenlemeleri meydana getiren devlet, oluşan mevzuatın etkin bir şekilde uygulanmasını da yetkili organları aracılığıyla gözetmelidir. İHAM'ın Öneryıldız/Türkiye kararının yukarıda alıntılanan bölümünde yaptığı vurgu kuşkusuz bu amacı da içermektedir.

Devlet organları, işverenlere önemli sorumluluklar getiren bir yasal düzenlemenin uygulanmasını etkin bir şekilde denetlemelidir. Zira yasaların yürürlüğü, çoğu zaman, zorlayıcı nitelik gösteren yaptırım ve denetim organizasyonu ile sağlanabilir. Bu bağlamda 2012 yılında yürürlüğe giren 6331 sayılı kanunda özellikle çalışma hayatında iş sağlığı ve güvenliği açısından işverenlerin yükümlülüklerine uymamaları durumunda uygulanacak yaptırımlar dikkat çekmektedir. Fakat yasa koyucu tarafından getirilen bu düzenlemelerin ve yaptırımların, ayrıca Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın (ÇSGB) çıkardığı yönetmeliklerin uygulamada etkin ve yaygın bir şekilde hayata geçtiğini söylemek güçtür.

ÇSGB bünyesinde İş Teftiş Kurulu Başkanlığı nezdinde 2013 tarihli verilere göre görev yapmakta olan iş müfettişi ve personelin toplam sayısı 1050'dir.6 Buna karşın Bakanlık açıklamalarına göre ülkedeki iş yeri sayısı yaklaşık olarak 1.450.000 civarında ve işçi sayısı ise 11 milyondan fazladır.7 İş müfettişi sayısının azlığı ve işyeri ile işçi sayısının fazlalığı karşısında, yasa ve yönetmeliklerde öngörülen yaptırımların uygulanabilirliği daha da tartışmalı hale gelmektedir. Bu noktada iş güvenliği uzmanlığına özellikle değinmek gerekmektedir. İş sağlığı ve güvenliği uzmanı, 6331 sayılı kanun gereği işçi sayısına ve işin türüne bakılmaksızın işverenler tarafından görevlendirilmesi zorunlu olan bir 'denetim aktörü'dür. İşverenler bu kanun kapsamında işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliği uzmanı istihdam etmek zorundadırlar. Fakat bu denetim mekanizmasındaki en büyük engel, iş sağlığı ve güvenliği uzmanının 'işverene bağlı çalışan bir çalışan' statüsünde olmasından kaynaklanan işlerlik sorunudur. Kanunun 8. maddesinde işveren tarafından istihdam edilen İSG uzmanının, iş yerinde alınması gereken yaşamsal tedbirleri işverene bildirmekle yükümlü olduğunu belirtilmiştir. Maddede işverenin İSG uzmanı tarafından bildirilen ve hayati önem oluşturan tedbirleri almaması halinde İSG uzmanının bu durumu Bakanlığa bildirmesi öngörülmüştür. Ne var ki kanun koyucunun İSG uzmanına kendi işverenini Bakanlığa şikayet etme görevi vermesi rasyonellikten oldukça uzak bir beklentiyi ifade etmektedir. Kaldı ki bu denli sorumluluğun yüklendiği İSG uzmanlarının yalnızca 220 saatlik (yaklaşık 2 buçuk ay) eğitim programları ve ardından yapılan sınav ile yetkilendirildikleri göz önünde bulundurulursa 'uzmanlık' nitelikleri de tartışmaya açıktır.

İş Sağlığı ve Güvenliği Meclisi tarafından her ay güncellenen iş kazaları verilerine göre 6331 sayılı kanunun kabul edildiği 2012 yılında 8788 işçi iş kazalarında hayatını kaybetmişken, 2014 yılının sadece ilk on ayında bu sayının 16009 olması yukarıda değinilen verilerle birlikte değerlendirildiğinde, yasal mevzuatın uygulanma sorunu daha görünür hale gelmektedir. Ayrıca, ülkemizde proaktif iş sağlığı ve güvenliği denetim sistemi yerine reaktif (tepkisel) denetim kültürü yaygındır. İş sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği'nin 44. maddesinde 'programlı teftiş' ve 'incelemelerden oluşan program dışı teftiş' olarak iki tür iş teftişi öngörülmüştür. Programlı teftiş yönteminin, ülkemizde uygulaması yeni sayılmaktadır. ÇSGB İş Teftiş Kurulu Başkanlığı'nın açıklamalarına göre "İş Teftiş Kurulu Başkanlığınca 2014-2018 Stratejik Plan döneminde de önleyici teftiş yaklaşımı esas alınarak, gerek işin yürütümü gerek iş sağlığı ve güvenliği yönünden, işyerlerinde karşılaşılan sorunların öncelikle belirtilmesi ve bu sorunların giderilmesi amaçlanmakta, bu amacın hayata geçirilmesi için teftişlerin ağırlıklı olarak programlanmış teftişler şeklinde yürütülmesi hedeflenmektedir."10 Fakat bu açıklamalara rağmen denetimlerin, önleme amacıyla önceden değil, çoğunlukla 'kaza' olaylarından sonra yapılmakta olduğu görülmektedir. Bu tablo yaşam hakkının etkin biçimde korunması bağlamında değerlendirildiğinde, yaşamsal tehlike barındıran birçok iş faaliyetine karşı önlemler içeren yasa ve diğer mevzuat 2. madde bakımından bir 'gelişme' olarak kabul edilse dahi, yaşamın etkin korunmasının denetlenmesi temelinde -bir kısmı da yasalardan kaynaklanan- ciddi problemlerin olduğu görülmektedir. Dolayısıyla yasaların uygulanmasının etkin bir şekilde gözetilmemesinden ve iş güvenliğine dair herhangi bir tedbirin alınmadığı işyerlerinde meydana gelen ya da gelebilecek olan iş kazaları ve işçi ölümlerinden dolayı İHAS'ın 2. maddesindeki pozitif yükümlülüğün ihlalinden bahsedilebileceği söylenebilir.

 



1 L.C.B. v. Birleşik Krallık, 9 Haziran 1998 tarihli karar, İlbeyi Kemaloğlu ve Meriye Kemaloğlu v. Türkiye,  10 Nisan 2012 tarihli karar

2 Furdik v. Slovakya, 2 Aralık 2008 tarihli karar, İlbeyi KEMALOĞLU ve Meriye KEMALOĞLU v. Türkiye  10 Nisan 2012 tarihli karar

3 Öneryıldız - Türkiye, 30 Kasım 2004 tarihli nihai karar, 89-90. paragraflar.

4 Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı verileri, url: http://www.csgb.gov.tr/csgbPortal/diyih.portal?page=disiliskiler&id=2.1, Erişim tarihi: 16.11.2014

5 Örneğin 6331 Sayılı Kanun'da işçilerin güvenlik açısından yaşamsal bir tehlikeyi işverene bildirmeleri sonucu işten kaçınma hakları, iş verenin olumlu yanıt vermesine bağlıdır ve ilgili tedbirin alınmasına kadar olan zaman zarfını kapsar. Fakat 155 Sayılı ILO Sözleşmesi'nin 19. maddesinde aynı hususta işten kaçınma için işverenin olumlu yanıtı gerekmemektedir. Bu gibi bazı detay özellikler nedeniyle kanunun Sözleşme'nin gerisinde kaldığı söylenebilir. Bu durumda Anayasanın 90/son hükmü gereğince çıkabilecek herhangi bir uyuşmazlıkta yargı makamı tarafından 6331 sayılı kanun değil sözleşmenin hükümleri uygulanmalıdır.

6 Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanlığı, http://www.csgb.gov.tr/csgbPortal//ShowProperty//WLP%20Repository/itkb/dosyalar/sayilarlaismuffetisligi//mart2013/tablo (Erişim tarihi 09.11.2014)

7 ÇSGB verileri,  http://www.csgb.gov.tr/csgbPortal/csgb.portal?page=haber&id=basin265, Erişim tarihi: 16.11.2014

8 Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı verilerine göre bu sayı 744'tür.

10 ÇSGB İş Teftiş Kurulu Başkanlığı, http://www.csgb.gov.tr/csgbPortal/itkb.portal?page=faaliyetler&id=1.3, Erişim Tarihi 23.11.2014

 
Etiketler: İş, Kazaları, Yaşam, Hakkı
Yorumlar
Bizim Gazete
Ulusal Gazeteler
Yazarlar
En Çok Okunanlar
Anketler
Yeni haber sitemizi nasıl buldunuz ?
Anketler
Final döneminin sonunda bütünlemeye kalmayacağınıza inanıyor musunuz?
Anketler
Hukuk fakültelerindeki eğitimden memnun musunuz?
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Medipol Başakşehir
39
34
3
3
12
18
2
Fenerbahçe
36
36
2
6
10
18
3
Galatasaray
35
37
4
2
11
17
4
Beşiktaş
33
31
3
6
9
18
5
Trabzonspor
30
35
4
6
8
18
6
Göztepe
30
31
6
3
9
18
7
Kayserispor
30
25
3
6
8
17
8
Sivasspor
27
24
7
3
8
18
9
Bursaspor
25
28
7
4
7
18
10
Yeni Malatyaspor
23
21
7
5
6
18
11
Kasımpaşa
22
28
8
4
6
18
12
Akhisarspor
20
23
8
5
5
18
13
Alanyaspor
18
30
10
3
5
18
14
Osmanlıspor FK
18
26
10
3
5
18
15
Gençlerbirliği
17
22
9
5
4
18
16
Antalyaspor
17
20
9
5
4
18
17
Atiker Konyaspor
16
18
10
4
4
18
18
Kardemir Karabükspor
9
14
13
3
2
18
Arşiv Arama
Modül 1

Bu modül kullanıcı tarafından yönetilir, ister kod girilir ister iframe ile içerik çekilir. Toplamda kullanıcı 5 modül ekleme hakkına sahiptir, bu modül dahil tüm sağdaki modüller manuel olarak sıralanabilir.

Haber Yazılımı